Bebekler kadar masum ve şirin varlıklar yoktur herhalde. Anne babalar onların şirinlikleriyle teselli olup, “simdi nasıl olsa ne yapsam anlamaz” diyerek onların gelişimleriyle ilgilenmezlerse en büyük hatayı yapmış olurlar.
Bebeklik döneminin içinde bulunduğu ilk üç yıl, örtük öğrenmeyle (bilinçdışı) sosyal dünyanın isleyişinin anlaşılmaya başlandığı ve beyindeki bağlantıların oluştuğu en önemli dönemdir. Bu dönemde karakterinin büyük çoğunluğu oluşur, ve çocuk tüm yaşamı boyunca öğrendiklerini uygular ve yaşar (terapi olmaksızın ya da beyni etkileyen ciddi bir deneyim yaşamadıysa). Bu dönemde ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına tutarlı ve bilinçli bir şekilde cevap vermesiyle, çocuğun beyin gelişimi desteklenir ve sağlıklı ve sosyal olarak yaşadığı çevreye adapte olması sağlanır.
Ebeveynler (bilmeden) bebeklerinin gelişimine zarar verecek yanlış uygulamalarda bulunabiliyor. Bu yazıda bebeğin gelişimini olumsuz yönde etkileyecek ve onlara yapılmaması gereken beş maddeden bahsedeceğim:
- Görmezden gelin (!)
Her bebek dünyaya anne babası ve çevresiyle iletişim kurmaya hazır olarak gelir. Elbette konuşamazlar fakat çıkardıkları sesler, ağlamalar, el-kol hareketleri onun için birer iletişim kanalıdır. Onların iletişim çabalarını dikkate alıp, hızlı ve olumlu şekilde cevap verme gelişimleri icin yapacağınız en önemli şeylerden biridir. Bebeği görmezden gelme onu suistimal etmek demektir ve stres hormonunu salgılatarak bebeğin büyüme ve gelişimini olumsuz etkiler.
- Bırakın ağlasın (!)
Düşünün ki bir sıkıntınız var, çevrenizden yardım istiyorsunuz ve görmezden geliniyor. Ne hissedersiniz? Emin olun bebekler için durum çok daha kötü. Beyinlerinde en hızlı bağlantıların oluştuğu, fizyolojik fonksiyonları ve sosyal hayatın dinamiklerini öğrenmeye başladıkları bu dönemde, deneyimledikleri bakım şekline göre etkilenmekte oldukları unutulmamalı.
Bir bebek için ağlıyorken yalnız bırakılmak işkence gibidir. 18 aylık olana kadar bebeklerin halen anne rahminde olması gerektiğini düşünün. Bu dönemde bebekler devamlı streste bırakılıyor ihtiyaçlarına cevap verilmiyorsa, bedeni kendisini endişeli ve güvensiz olarak eğitir. Bebeklerin bakımları esnasında örtülü olarak öğrendikleri, onların katı, ben merkez ve kolayca strese giren biri olduğu zaman ortaya çıkıyor. Bu tip kişilikte olan tanıdıklarınız var mı?
Küçük bebekler ağladıklarında öfke nöbetine girdikleri ya da şımarmak istedikleri için bunu yapmazlar, gerçekten ihtiyaçları olduğu için bunu yaparlar ve de tek iletişim yoluyla bunu size duyurmaya çalışırlar.
Eğer çocuğun ihtiyacını görmek için ağlamasını bekliyorsanız, çok beklemişsiniz demektir. Bebekle olan iletişimin en başında öğrenilmesi gereken en önemli şey, onu ağlatmamayı öğrenmek derler. Küçük bebekler ağlamayı bırakmakta zorlanırlar, bu sebeple hiç başlamalarını istemezsiniz. Ağlamak da alışkanlığa dönüşebilir. Uzun zaman stres olan bebeklerin, beyinlerindeki iletişim görevini üstlenen sinapsisler ölebilir.
Bebekleri ağlamaktan uzak tutmak için, bakımını gören kişinin bebeğin verdiği sözsüz sinyallere (huzursuzluk, kaşlarını çatma, yüzünü buruşturma, kollarını çırpma) dikkat etmesi gerekir. Bebekler ilk aylarda ve yıllarda neyi tecrübe ederse beyin bu bilgileri tekrar ve tekrar kullanır. Eğer hoşnutsuz, iş birliğine girmeyen, agresif çocuk (ya da yetişkin) istiyorsanız bırakın ağlasın. İstemiyorsanız da bebekleri mutlu tutmaya çalışın.
- Yalnız bırakın (!)
Tecrit, bir insana yapılacak en kötü şeylerden biridir ve psikozlara neden olabilir. Bebekler yalnız bırakıldıklarında bunun nedenini anlayamazlar. Tecrübe ettikleri yanlış ya da kötü olan bir durumu içselleştirir.
Bebekler bakımını gören kişiye fiziksel olarak bağlıdır. Kendi ihtiyaçlarını giderene dek yetişkin bakımına ihtiyaç duyarlar. Bebeği kendi bağımsızlığını öğrenmesi için zorlamak ne kadar akıl dışıysa, bebeği izole etmek de onları sürekli sızlanan ve muhtaç ya da sessiz ve içine kapanık hale getirir. Korkularını ve güvensiz hissetmelerini içselleştirip, bakımını gören kişiye ve tüm çevreye bu bakış açısını taşırlar. Böyle bir bebekten neler beklenebilir? İzolasyon onlara sadece kendilerini düşünmeyi öğretir. Kişisel olarak sıkıntı yaşayan biri karşısındakiyle empati kuramaz. Bebekleri strese sokmak, onları kolayca sıkıntılı bir karakter yapabilir.
- Mümkün olduğunca kucağınıza almayın (!)
Bebekler kucağa almak içindir. Bu sürecin hemen başlatılması gerekir. Bebeklerin size ve dünyaya karşı ilk izlenimi çok önemlidir. Doğumun hemen akabinde çocuğun anneyle buluşması onu rahatlatacak en büyük şey.
İnsan en çok sevdikleriyle kucaklaşınca rahatlar ve huzur duyar. Bu rahatlama seklini de bebeklikten itibaren öğreniriz. Sarılma kucaklaşma tecrübesi yeterince olmayan çocuklar yetişkinlikte de nasıl rahatlayacaklarını öğrenemezler.
Yapılan araştırmalar bebeğin fiziksel olarak bakımını gören kişiden uzaklaşmasıyla acı tepkisinin aktive olduğu ve çeşitli hormon ve noropeptidlerin salgılanmaya başladığını söylüyor. Uzun dönem ayrılıklar daha büyük sistemlerin düzenini bozuyor. Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada yavru farelerin günde 3 saat annelerinden ayrıldığında strese neden olduğunu ve yetişkinlikte hafıza fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiye neden olduğu biliniyor. Bebeğe kısıtlı dokunmak da mutlulukla ilgili hormonların salgılanma sistemlerinin gelişmemesine neden oluyor. Bebek yetişkinlerin kolları arasında dünyaya güvenle bakabiliyor ve keşfetmeye hazır hale geliyor.
- Onları cezalandırın (!)
Bazı ebeveynler bebeklerine vurabiliyor hatta dövebiliyor. Fiziksel şiddet, ebeveynin sinirlenme anındaki direkt tepkisidir ve çoğu agresif davranış gibi uzun dönemde çok sayıda olumsuz etkisi vardır.
Cezalandırmanın zarar veren etkilerine şunlar örnek olabilir:
- Bebek, bakımını gören kişinin sevgisine ve ilgisine daha az güvenir ve onu yanında rahatlanacak kişi olarak görmez.
- Bebek kendine daha az güvenir. Çünkü isteklerinin önemsiz hatta kötü olduğunu karşılığında ceza alarak öğrenmiştir.
- Eğer bebek etrafı keşfetmek istediğinde cezalandırılıyorsa, öğrenme motivasyonları zarar görür (ki bu da ileride okul başarısı üzerinde etkili olur)
- Bebek, bakımını gören kişinin yanında isteklerini bastırmayı öğrenir.
- Son yapılan çalışmalar cezalandırma ardından davranışın aksine arttığını gösteriyor.
- Fiziksel cezalandırma henüz stres seviye eşiği oluşmamış bebeklerde stres tepkisini aktive eder. Bu stres kalıcı şekilde çocuğun sağlığını, zihinsel ve sosyal gelişimini zora sokabilir.
Eğer bebeğinizin beynini en iyi şekilde kullanmasını istiyorsanız, sağlıklı ve huzurlu bir gelişim dönemiyle yetişkinliğe adım atmasını istiyorsanız bu beş maddeyi sakın YAPMAYIN.
Kaynak: Psychology Today

Daha az mücadele etme adına anneler durumun farkında olup kendi isteklerini yapmaları için çocuklarını zorlamamalıdır. Uzmanlar annelere şunu hatırlatıyor: Yetişkin olan sizsiniz! Kızınızın bütün zorlamalarına karşın, sizin sorumluluk sahibi olup kızınız ve sizin yararınıza olmayan kapıları açmamanız gerekiyor.
Hiçbir anne baba çocuğunun başarısızlığını görmek istemez. Fakat kimi zaman bir kelimeyi yanlış hecelediğini, kimi zaman resim yarışmasında dereceye giremeyişini, kimi zaman da çalıştığı halde derste başarılı olamayışını çaresizce izler.
İyi bir anne baba olmak zor fakat imkânsız değil. Çoğunlukla yapılan en büyük hata çocuğu size bağlı ve sizin kontrolünüzde olan bir uzantınız olarak görmek. Aslında onun da ayrı bir birey, farklı bir karakter olduğunu ve size düşen sadece ona yardımcı olup doğruyu bulması için yol göstermek (fazla müdahale etmeden) olduğunu unutmayın.
4. Onlara doğru yolu gösterin
9. Deneme, Sabır ve Sebat
“Hayattan beklentiniz nedir?” sorusuna birçok kişi tek bir kelimeyle cevap verir: Mutluluk. “Peki siz mutlu musunuz?” sorusu sorulduğunda ise tatmin edici bir cevap bulmak oldukça zor. Bunun farkında olan tasarım, teknoloji ve eğlence sektörü de insanlara daha mutlu olabilecekleri mesajıyla ürünlerini sunma yarışında.
Çocukları kızdıracak birçok durum olabilir (yetişkinlerde olduğu gibi) ve bu durumun üstesinden gelmek birçok yetişkin için ebeveynliğin en zor görevlerinden biridir.
Çocuklar genellikle kendilerini çaresiz hissettiklerinde duruma kızarak tepki verirler. Kızgınlık genelde kişinin kısıtlandığını hissettiğinde ortaya çıkar. Fakat çocuklarda kızgınlık daha genel bir duygudur. Utandıklarında, yalnız hissettiklerinde, izole edildiklerinde, endişelendiklerinde ya da canları acıdığında kızarak tepkilerini gösterirler. Çocuklar bu durumlarda kendilerini çaresiz hissederler.
Bunu yaparken çocuğunuza sadece ne yapmaması gerektiğini değil, aynı zamanda yapması gereken davranışı da söyleyin. Örneğin, “Kızdığında kardeşine vurma. Bana gelip ne olduğunu anlat, ya da ona oyuncağını geri vermesini söyle ya da bana söyleyeceğini söyle ve onu uyar.”
İtalya’da yapılan
Son oturumdan sonra çocukların diğer grupla (göçmenler) ilgili tutumları tekrar değerlendiriliyor. Harry Potter karakteri ile özdeşleşen kişiler arasında önyargı ile ilgili pasajlar okuyan çocuklarda önemli ölçüde göçmenlere karşı tutumlarda iyileşme olduğu görülüyor. Nötr pasajlar okuyanların ise tutumları değişmiyor.
Yapılan bir yoruma (geç de olsa) cevap niteliğinde bu yazıyı ele aldım. Yorumu yazan okuyucum anksiyete tedavisi görüyor, sıkıntılarının temelinde işte yaşadığı kaygı var ve alanıyla ilgili tatminsizlik yaşıyor. Peki bu durumu yaşayan başkaları da var mı?
Çevrenizle olan sınırları belirleyin. Size rahatsızlık verdiğini düşündüğünüz şeylerden kendinizi uzaklaştırın. Telefonu sessize alabilir, kapıyı kapatabilir kendinize konsantrasyon sağlayabileceğiniz ortamı oluşturabilirsiniz.
Medyada (özellikle film ve dizi sektöründe) seri katillerin sansasyonel görüntüleri, ya akıl hastalığı bağlantısıyla zayıflatılıyor ya da Kuzuların Sessizliğindeki yamyam Dr. Hannibal Lecter gibi kaçık fakat zeki olduklarına dair bir izlenim oluşturuluyor. Peki gerçekten seri katiller akıl hastası ya da birer dâhi olabilir mi?
Özellikle Hollywood, Se7en filmindeki John Doe gibi, kaçık zeki katil filmlerini piyasaya sunmakta. John Doe filmde kanun koyucuların hakkından gelip, adaletten kaçınan ve acımasız planında başarılı olan şeytani zeki seri katili canlandırıyor.
Hiç e-mail, twitter ya da mesaj bağımlısı gibi kendinizi hissettiğiniz oldu mu? Mail kutunuzda yeni gelenler olduğunda görmezden gelebilmeniz mümkün oluyor mu? Gelen mail ya da mesajları görmezden geldiğinizde bunu sadece işteyken yapabildiğinizin farkında misiniz? Haklısınız!
Fazla, daha fazla, daha da fazla… İlginçtir ki yapılan son beyin tarama araştırmalarına göre beyin ödülü elde ederken değil beklerken daha fazla aktivite gösteriyor. Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada dopamin nöronları yok edilmiş farelerin yürüyebildiği, çiğneyebildiği yutabildiği fakat yiyeceği yanındayken bile açlıktan ölebileceği görülüyor. İsteme ve beğenme, hazzetme birbiri ile bağlantılı olduğu halde, araştırma dopamin sisteminin doygunluk hissi veremediğini gösteriyor. Yani dopamin sistemi “daha fazla daha fazla” diyerek, aradığınızı bulsanız bile daha da fazlasına yönelmenize neden oluyor. Kaç defa aradığınız bilgiye Google’da kolayca ulaştığınız halde kendinizi yarım saat sonra halen o bilginin peşinde daha fazla bilgiyi ararken buldunuz?
İpuçlarını kaldırın. Dopamin döngüsünü durduracak ya da önleyecek en önemli etken ipuçlarını kaldırmak. Telefon ve bilgisayarınızda yeni gelen mesajların otomatik uyarılarını kaldırabilirsiniz. Otomatik uyarı sistemleri son derece işlevsel olsalar da aslında sizi kafeste bir fare konumuna da sokabilir. Eğer bulunduğunuz ortamda çalışmalarınıza tam olarak konsantre olmak istiyorsanız, görsel ve işitsel ipuçlarını mümkün olduğunca kapatmalısınız. Dopamin döngüsünü önleyecek en önemli yol bu.
Son Yorumlar